Fotoğrafçı Ayşe Kaya portresi, sol eliyle Leica M kamerasını tutuyor, siyah beyaz fotoğraf, İstanbul Boğazı manzaralı pencere önünde duruyor, doğal yan ışık aydınlatması

Ayşe Kaya, Haziran 2025 — Kadrel Stüdyosu, Gümüşsuyu.

Ayşe Kaya, 2011'de Suriye'de patlak veren çatışmayla birlikte bölgeye giden ilk Türk kadın foto muhabirlerinden biri oldu. O günden bu yana Irak, Libya ve Lübnan'da saha çalışması yaptı. 2023 yılında Magnum Photos'a aday üye olarak kabul edildi. Kendisiyle İstanbul'da buluştuk.

"İlk kez gerçek bir tehlikeyle nasıl yüz yüze geldiniz?"

Ayşe Kaya: Halep'teydi, 2013. Bir sığınma evinde sabahı bekliyordum. Sabaha karşı 3'te bir patlama duydum, sonra ikincisi. Kameramı almak için uzandım — bu içgüdüsel refleksin neyi temsil ettiğini o an anlamıştım: fotoğrafçı olmak bir kimlik meselesi, meslek değil. O anda "kaçmalıyım" yerine "çekmeliyim" diye düşünüyordum. Bu hem güç hem de bir tür tehlikeli körlük.

İlk yıllarımda bu körlük beni korudu belki. Tehlikeyi küçümsemek, hareket etmeni sağlayan bir mekanizma. Ama zamanla fark ettim ki uzun vadeli sürdürülebilirlik için bu yaklaşımın yerini bilinçli risk yönetimine bırakması gerekiyor.

"Fotoğraf çekerken etik sınır nerede başlar?"

AK: Bu soruyu sürekli soruyorum kendime. Ve her seferinde farklı bir yanıt buluyorum — bu beni rahatsız etmez, aksine bu gerilim sağlıklıdır.

Benim için kesin olan birkaç şey var. Birincisi: ölmekte olan bir insanı fotoğraflamak için hiçbir gazetecilik gerekçesi yeterli değil. Kameranızı bırakırsınız, insani yardımı önceliklendirirsiniz. İkincisi: bir insanın görüntüsünü, o görüntünün onlara zarar verebileceğini bildiğiniz bağlamlarda yayımlamazsınız — ailesini tehlikeye atar, kimliğini ifşa eder, damgalanmalarına yol açarsa.

Üçüncüsü ve en çok üzerinde düşündüğüm: acının estetize edilmesi. Güzel bir fotoğraf çekmek meşru bir hedef. Ama güzelliğin acıyı tüketim nesnesine dönüştürdüğü noktada bir sınır ihlali oluyor. Bu çizgiyi her zaman görmek kolay değil.

"Güzel bir çatışma fotoğrafı çektiğinizde iki şey aynı anda oluyor: bir gerçeği kayıt altına alıyorsunuz ve o gerçeği izleyici için sindirilebilir kılıyorsunuz. Bu hem güç hem sorumluluk." — Ayşe Kaya
Fotoğrafçının saha çantası açık şekilde masada duruyor, içinde Leica M11, yedek piller, küçük LED ışık, basın kartı ve Türkçe-Arapça sözlük görünüyor

Kaya'nın saha kit'i: Leica M11, 28mm ve 50mm lens, minimal ama yeterli.

"Leica M sistemi kullanıyorsunuz — bu bilinçli bir tercih mi?"

AK: Kesinlikle. Leica'yı tercih etmemin birkaç nedeni var ve hiçbiri romantik nostalji değil.

Birincisi, boyutu. M sistemi o kadar küçük ki, onu gören insanlar çoğunlukla "ciddi" bir kamera olduğunu düşünmez. Bu, özellikle hassas ortamlarda paha biçilmez. İnsanlar rahatlaştığında daha gerçek kareler çıkıyor.

İkincisi, sessizlik. Elektronik perde seçeneğiyle neredeyse tamamen sessiz çalışıyor. Cenaze törenlerinde, mahkemelerde, hastanelerde bu fark hayat memat meselesi olabiliyor.

Üçüncüsü, rangefinder iş akışı. Optik vizörden çekim yapmak, elektronik vizörün yarattığı "tampon" hissi olmaksızın doğrudan sahneyle temas etmek anlamına geliyor. Bu psikolojik olarak önemli bir fark.

"Genç fotoğrafçılara ne söylersiniz?"

AK: Birkaç şey söylerim. Önce, dil öğrenin. İşaret diliyle, tercümanla, jestlerle çalışabilirsiniz — ama konuştuğunuz insanın dilini bilmek, yalnızca pratik bir avantaj değil, bir saygı biçimidir. Arapça öğrendiğimde sahadan tamamen farklı bir erişim düzeyine ulaştım.

İkincisi, kendinize yatırım yapın. Psikolojik destek alın. Travma birikiyor. Onu fark etmemek onu ortadan kaldırmıyor. Uzun vadeli bir kariyer için zihinsel sağlık bir lüks değil, altyapı.

Üçüncüsü, sabırsız olmayın. En güçlü belge projeleri zaman içinde inşa edilir. İlk Suriye fotoğraflarımı yayımlanabilir buluyorum ama iyi bulmuyorum. İyi olanlar, bölgedeki insanlarla gerçek bir ilişki kurduğumda geldi — ve bu aylar, yıllar gerektirdi.

Sonraki proje: Anadolu'nun Kaybolmakta Olan Zanaatları

Kaya, çatışma bölgesi çalışmalarından bir süreliğine ara verdiğini ve şu anda Anadolu'da el sanatlarını belgeleyen uzun soluklu bir projeye odaklandığını belirtiyor. "Savaş bölgelerinde insanlığın yıkımını belgeledim. Şimdi insanlığın üretkenliğini, yaratıcılığını belgelemek istiyorum. Bu denge benim için gerekli."

Proje Gaziantep bakırcılarıyla başladı, şu anda Trabzon ahşap işlemecileri ve Kütahya çini ustalarına odaklanıyor. Sonuç, 2026'da hem bir monograf hem de Avrupa'da dolaşıma girecek bir sergi olarak planlanıyor.

Ayşe Kaya ile Kadrel Akademisi'nde Eylül 2025'te "Saha Fotoğrafçılığı: Etik ve Pratik" başlıklı iki günlük yoğun bir atölye gerçekleştirilecek. Kontenjan sınırlıdır; kayıt için Kurslar sayfasını ziyaret edin veya aşağıdaki formu doldurun.